Skip to content
Yazı Renkleri
Bulunduğunuz sayfa: Anasayfa arrow Haberler arrow Edirne Hakkında Bilgi 4
Edirne Hakkında Bilgi 4
Edirne Sivil Mimari Örnekleri Edirne’de ilk yerleşim ve Edirne Evleri Image Edirne’deki antik evler, Yunan ve Roma mimarisinden belirgin biçimde ayrılmıştır. Yörede uzun süre egemenliklerini sürdüren Trakların göçebe bir toplum oluşlarının bunda büyük payı olmuştur. Trakya’nın büyük bir bölümüne yayılmış olan Traklar, korumalı kalelerinde ve açık arazilerde yaşamışlardır. Savaşçı bir topluluk olan Traklar dışarıdan gelecek saldırılardan pek etkilenmemişler, konutlarında yöredeki ormanlardan yararlanmışlar, ahşabın yanı sıra saz ve samanı kullanarak balçıkla da onları pekiştirmişlerdir. MÖ.VIII.yüzyılda Grek kolonizasyonu Ainos (Enez), Perinthos (Marmara Ereğlisi) gibi kendi kültürlerini yansıtan doğa koşullarını göz önünde bulunduran yerleşimlerinden Traklar etkilenmemişlerdir. Trakya ve Edirne’de Roma döneminde yerleşimler daha çok kale görünümündedir. Bunların içerisinde kendilerine özgü evlerden oluşan mahalleler kurmuşlarsa da onlar daha çok taşra evleri niteliğini taşımaktadırlar. Edirne’de, başlangıçta 360.000 m2’lik bir alana yayılan ilk yerleşim yerine Roma İmparatoru hadrianus (117-138) savunma amaçlı bir kale yaptırmıştır. Günümüzde bu kalenin doğusunda Saraçlar Caddesi, kuzeyinde Mumcular Sokak, batısında Darülhadis Caddesi, güneyinde de Tunca nehri bulunmaktadır. Edirne’nin fethinden sonra yerleşim kalenin dışına taşmaya başlamış ve ilk Türk mahallesi olarak Karanfiloğlu semti ortaya çıkmıştır. Sultan I.Murad Edirne’ye Ermenileri, Sultan II.Beyazıt da Yahudileri yerleştirmiştir. Özellikle Yahudiler burada dinsel ağırlıklı bir yerleşim kurmuş, sinagogları Osmanlı yapıları arasında yer almıştır. XVI.yüzyılda Kaleiçi’nde on Müslüman mahallesi olduğu halde Evliya Çelebi 1660’da kentteki 16 mahalleden ikisinin Müslümanlara ait olduğunu yazmışsa da bunun doğruluğu tartışmaya açıktır. Bununla birlikte 1878-1912 yıllarında ticari boşluğun Gayrimüslimler tarafından doldurulduğu da bilinmektedir. Image Kaynaklardan öğrenildiğine göre 1609’da 147 mahallesi olan Edirne’nin 1703 sayımında bu sayı 65’e düşmüştür. Kent doğal afetlerden, savaşlardan büyük ölçüde etkilenmiştir. Tunca Nehri’nin 1808’de taşması kenti sular altında bırakmış, 1844’te bir başka su baskını 1200’den fazla evi yıkmıştır. Aynı yıl Menzilhane’de başlayan yangın Eski Cami Caddesi ile Bedesten çevresindeki 400 dükkanı yakmıştır. Üç Şerefeli cami’nin yakınındaki doğramacılarda çıkan yangın cami ile çevresini, Tophane semtindeki yaklaşık 400 ev ile dükkanı yakmıştır. Bunları 1855 Eski Cami Caddesi, Gümrük Hanı, Unkapanı, Kıyık, Murat Paşa Mahalleleri yangınları izlemiştir. Bu felaketlerde 300 dükkan, hanlar ve birçok ev ortadan kalkmıştır. Yüzyılımızın başında, 1903’te Topkapı hamamından çıkan yangın 1514 evi ortadan kaldırdığı gibi, 1914 yangını da Ayasofya Kilisesi ile Kaleiçi Mahallesi’ni yakmıştır. Siyasi olaylar, iç çekişmeler ve savaşlar da Edirne’yi büyü ölçüde etkilemiştir. Sultan III.Selim’in yenilik hareketlerine karşı ayaklanmada, Edirne Vakası denilen olay, 1828-1829 ve 93 Harbi denilen Osmanlı-Rus Savaşları kentin doğal afetlerden arta kalan mahallelerinin de yıkılmasına neden olmuştur. Bundan etkilenen Edirnelilerin çoğu kentten göç etmiştir. Göç eden Müslümanlardan boşalan yerlere de azınlıklar yerleşmiştir. İstatistik bilgilere bakıldığında 1830-1835’te kentin 8.000-10.000 nüfusu; 1870’li yıllarda 144 mahallesi, 25.451 evi bulunuyordu. XX.yüzyılın başlarında ise nüfus 8.700’e inmiş, I.Dünya Savaşı’nda daha da azalmıştır. Image Bulgar işgali (1913) sırasında bazı yapılar ortadan kalkmış, aynı dönemdeki yangın 1514 evin yanmasına neden olmuştur. Bu olayların ardından Edirne Askeri Rüştiyesi resim öğretmeni Mehmet Selami Bey Edirne’nin yangından kurtulan bölümlerin planlarını çizmiştir. Bugün bu planlar incelendiğinde Edirne Kaleiçi sokaklarının düzgün bir planda olmadıkları görülmektedir. O günlerin Belediye Başkanı Dilaver Bey Edirne’nin imarıyla ilgili çalışmaları başlatmış, Fransız mimarlarının hazırladıkları plan uyarınca sokak ve caddeler birbirlerini dik olarak kesecek biçimde düzenlenmiştir. Kaleiçi’ndeki yeni yapılanmalarda yükseklik oldukça küçük tutulmuş. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün sattığı arsalar üzerinde evler birbirini izlemiştir. Cumhuriyet döneminde Edirne’nin ilk imar planını 1940’ta Prof.Dr.Ernest Eğli çizmiştir. Onun bu çalışmasını 1963’te İller Bankası’nın çalışmaları ile 1947’de kentin ilave imar planı izlemiştir. Bu arada Kaleiçi’ndeki eski evlerin büyük bir bölümünün tescili yapılmış ve korunulmasına çalışılmıştır. Kaleiçi’nin sit alanı olarak ilân edilmesinden sonra çalışmalar yoğunlaşmış, alınan kararlar Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunca 1985’te yeniden gözden geçirilmiştir. Bu arada özelliğini yitirenler, onarılmayacak durumda olanlar tescil dışı bırakılmıştır. Bütün bu çalışmalar yapıldıktan sonra 24 10 1991 gün ve 986 sayılı Koruma Kurulu Kararı uyarınca “Edirne Kentsel Sit Alanı Koruma İmar Planı” yürürlüğe girmiştir. Edirne’de bugün ahşap konut sayısı çok azdır. Yine de günümüz Edirne’sinde eski konutları bir araya toplayan ve korunmaya çalışılan 360.000 m2’lik alanı kapsayan Kaleiçi’nin özel bir konumu vardır. Bu yerleşim alanı sonraki yıllarda güneyde Tunca kıyısındaki Darülhadis Medresesine doğru genişlemiştir. Öte yanda siyasi ve ekonomik nedenlerle Kaleiçi’ni terk eden gayrimüslimlerin evleri de ilginç mimarileri ile korunması gereken örneklerdendir. Image Edirne evlerinin Türk konut mimarisinde kendisine özgü bir yeri vardır. Ancak, bunların mimari tiplerini tam anlamı ile saptayabilmek de çok güçtür. Türk evlerinin çoğunda karşılaşılan genel özellikler Edirne evlerinde de vardır. Avlular, taşlıklar, niyazlıklar, merdivenler, odalar, raflar, hücreler, tandırlar, ocaklar, pencereler, kapılar, tavanlar, sedirlikler, hayatlar, yazlık ve kışlık divanhaneler, hamamlar, helalar, mutfaklar, kilerle, çamaşırlıklar, çeşmeler, havuzlar, selsebiller Edirne evlerinde de bulunmaktadır. Tarih boyunca Edirne’de Müslümanların yaşadıkları evlerin cepheleri bağdadi sıvalı veya ahşap kaplamaydı. Genellikle iki katlı olan evler, çıkmalarla, cumbalarla, cihannümalarla, balkon korkuluklarıyla, ahşap oymalı saçaklıklarla zengin bir görünümde idiler. Çoğunlukla girişler içeriye niş şeklinde çekilmiştir. Ayrıca bu girişler yanlarda ve üstlerde aynı zamanda aydınlatmayı sağlayan pencerelerle kontrol altına almışlardı. Odalar oldukça büyük tutulmuş, yüksek tavanları, geniş pencereleri ile ferah görünüm sergilemektedirler. Ayrıca barok ve rokoko üslubundaki görkemli tavanları da onları tamamlamaktadır. Harem ve Selamlık olarak yapılan konakların sayısı ise günümüzde hemen hemen yok gibidir. Bunlardan selamlık yola daha yakın, Harem ise dışarıdan görünmeyecek konumda arka bahçede yer almıştır. Buradaki odaların kapıları açıldığında karşılaşılan uzunca sofalarda aile bireyleri topluca zaman geçirdikleri gibi aynı yeri geçit olarak da kullanılmışlardır. Bu evlerde üzeri örtülü hayat denilen sofaların yanları açıktır, böylece önlerindeki bahçeyle yakınlaşmışlardır. Ancak son yıllarda sofaların önleri camlarla kapatılarak bu bağlantı ortadan kısmen de olsa kaldırılmıştır. Image Edirne evleri, sokak üzerinde veya bahçe içerisinde olanlar diye iki ayrı grupta incelenebilir. Bunlardan sokak üzerindekilerin alt katlarında pencere dizilerine pek rastlanmamakla birlikte, üst katlar son derece mükemmel aydınlatılmıştır. Tek katlı evlerde dışarıya kesinlikle pencere açılmamakta, aydınlanma yalnızca bahçeden sağlanmaktadır. Komşu evlere yönelik duvarlarda ise pencere bulunmamakta, pencereler kendi bahçelerine açılmaktadır. Prof.Dr.Metin Sözen, Edirne evlerinin odalarını belli başlı işlevlere göre şöyle sıralamıştır: “Oturma Odası: Günlük oda olarak bilinir. Yatak Odası: Eski dönemlerde musandralık denirdi. Misafir Odası: Konuklara ayrılan odaya aynı zamanda hoşametlik denirdi. Bazı evlerde namaz odaları adı verilen, namaz kılmaya ayrılmış bir mekân daha vardı. Oturma odaları aile fertlerinin bir arada oturdukları odalardır. Harem ve Selamlık bölümleri olan evlerde oturma odası yalnız Harem bölümünde bulunurdu. Bu odalarda genellikle evin bahçesine bakacak şekilde pencereler açılırdı. Sonraki dönemlerde sokak tarafına da oturma odalarının açıldığı görülmüştür. Pencereleri sokağa bakan odalar daha çok erkeklere aitti. Eski yatak odalarında yerden 1-1,5 m. yükseltilmiş ayaklar üzerindeki yataklarda yatılırdı. Bunlara portatif merdivenlerle çıkılır ve merdiven yukarıdan çekilirdi. Döşekler Musandıra denilen etrafı siperlenmiş olan bu yükseltilmiş döşemeye serilirdi. Musandıralar zamanla evlerde terk edilmiş, bunun yerine yerden en çok 30-40 cm. yükseltilmiş sedirler tercih edilmiştir.” Image Edirne evlerinin en tanınmışlardan birisi Kaleiçi’nde Maarif Caddesi üzerindeki heykeltıraş İlhan Koman’ın doğduğu evdir. Neo-klasik üslupta, bodrum üzerinde iki katlı bu konağı Rum mimarı ile ressamları 1908’de yapmışlardır. Dr.Dimsa’nın muayenehanesi olarak yapılan konağı, sonraki yıllarda Dr.Fuat Koman satın almıştır. Mermer taklidi, bağdadi sıvalı girişteki holün çevresindeki odalardan biri muayenehane, diğeri de kütüphaneye ayrılmıştır. Üst kattaki büyük salon çeşitli aile kutlamalarına, törenlerine ayrılmıştır. Özel olarak Romanya’dan fırınlanmış kerestesi getirtilen konağın içerisi ve dışı oldukça güzel bezenmiştir. Ahşap bezemeli kaplamaların yanı sıra tavanları bağdadi sıva üzerine “fresco-secco” (kuru fresk) tekniğindeki resimlerle bezenmiştir. Burada zengin Türk barok motifleri arasında İstanbul, Boğaziçi, Rumelihisarı, Arnavutköy’den görünümlere, aile fotoğraflarına, Yunan filozof portrelerine, dor üslubunda bir mabede, Erektein’a yer verilmiştir. Erkek ve kadın portreleri, Aphrodite resimleri de onları tamamlamıştır. Edirne günümüzde yeni yapılanmaya ayrılan semtleri ile birlikte kimlik değişimiyle karşı karşıyadır. Bu arada yeni yapılanma ile birlikte eski yerleşimin ilişkileri sağlıklı biçimde birleştirilemeyince kentteki sivil yapılanmada yozlaşma hız kazanmıştır. Edirne Tren istasyonu (Gar Binası) (Merkez) Image XIX. yüzyılda başlayan ve XX.yüzyılın ilk çeyreğine kadar süregelen yeni bir mimari akım Edirne’ye de yansımıştır. Bu yeni üslupta eski çağların yapı elemanlarından yararlanılmış, daha sonra da Klasik Türk mimarisi ile bağdaştırılmıştır. Ancak Ziya Gök Alp’in başlattığı milliyetçi düşünce kısa sürede mimariye de yansımış, Batının Barok, Rokoko, Ampir, Eglektik ve Art-Nouveau üsluplarından sıyrılarak tamamen Klasik Türk mimarisine yönelinmiştir. Ali Talat Bey, Kemalettin Bey ve Vedat Bey’in başlattığı bu yeni mimari de Klasik Türk mimarisinden esinlenen yapılar birbirini izlemeye başlamıştır. Bunlardan Mimar Kemalettin bey tarafından Neo-Klasik üslupta yapılan, İstanbul’u Avrupa’ya bağlayan demiryolunun en önemli istasyonlarından birisi de Karaağaç tren istasyonu’dur. Bu istasyonun yapımına 1914 yılında başlanmış ancak, I.Dünya Savaşı’ndan ötürü yapımı yarıda kalmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra da işletmeye açılmıştır. Image Karaağaç Tren İstasyonu Mimar Kemalettin Bey’in “Şark Demiryolları Şirketi” adına tasarladığı dört tren istasyonundan birisidir. Mimar Kemalettin Bey’in tasarımını yaptığı diğer istasyon yapıları arasında Filibe Garı, Selanik Garı ve Sofya Garı bulunmaktadır. Bunlardan Selanik Garı’nın yalnızca temelleri atılabilmiş, Sofya Garı II.Meşrutiyetten önce tamamlanmıştır. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra demiryolunun 337 km.lik bir bölümü Türk toprakları içerisinde kalmıştır. Bunun için de karaağaç Tren istasyonuna İstanbul’dan ulaşabilmek için Yunan sınırından geçme zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Türk sınırı içerisinden geçen yeni bir demiryolu yaptırınca da Karaağaç tren İstasyonu önemini yitirmiş ve terk edilmiştir. 1974 Kıbrıs harekâtı sırasında istasyon bir süre ileri karakol görevini üstlenmiş ve daha sonra da Trakya Üniversitesi’ne verilmiştir. Bu istasyon binası bugün Trakya Üniversitesi rektörlük binası olarak kullanılmaktadır. Edirne için son derece önemli olan Lozan Antlaşmasını simgeleyen bir anıt ve bir de müze üniversite tarafından tren istasyon binasının yanına yapılmıştır. Image Neo-Klasik Türk mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan Karaağaç Tren İstasyonu üç katlı, dikdörtgen planlı ve 80 m. uzunluğunda bir yapıdır. Yığma duvar sistemine göre tuğladan yapılan istasyonun ortasında büyük bir hol bulunmaktadır. Bu bölümün dış duvarlarında, pencerelerinde, kapı kemerlerinde ve girişin iki yanındaki kulelerde kesme taşlar kullanılmıştır. Binayı çevreleyen sivri kemerli pencereler tamamen bu üslubu yansıtmaktadır. Bu arada döşemelerin yapılmasında da çelik kirişlerden yararlanılmıştır. İstasyon binasının üzeri asbest plaka kaplı çelik makaslı, kırma bir çatı ile örtülmüştür. Yapının iki ucunda yer alan yuvarlak gövdeli kuleler kesme taştandır. Bunların üzerinde dolaşan silmeler, kuşaklar, stalaktitli yarım başlıklar, güçleler, kum saati motifleri, saçaklar ve Türk üçgenleri Neo-Klasik Türk mimarisini Edirne’de yaşatan bir örneği ortaya koymuştur. Edirne Müzeleri Edirne Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi (Merkez) Image Atatürk’ün isteği doğrultusunda Edirne Müzesi l925 yılında müze deposu olarak, Edirne Selimiye Camisi’nin Darül Tedris Medresesi’nde oluşturulmuştur. Müzenin kuruluşunda Trakya Umumi Müfettişi olan Kazım Dirik’in büyük payı olmuştur. Bu nedenle Edirne’de dağınık bulunan eserlerin toplanması ve bir araya getirilmesi için “Edirne ve Yöresi Eski Eserleri Sevenler Kurumu”nu l935 yılında kurmuştur. Bundan sonra Edirne Selimiye Külliyesi’nin Darüs Sıbyan (Dar ül Kurra) masrafları bu kurum tarafından karşılanmak üzere onarılmış ve daha önce depo halındaki eserler buraya taşınmıştır. Etnoğrafik ağırlıklı bu müze Edirne’nin işgalden kurtarılışının 13.yılında, 25 kasım l936’da ziyarete açılmıştır. Bunun ardından Topkapı Sarayı ve Ankara Etnografya Müzesi’nden getirilen eserler ile takviye edilmiştir. Bundan sonra l954 yılında müdürlük konumuna getirilen müzeye Muzaffer Batur atanmıştır. Edirne’nin yeni bir müze müdürlüğü binasına ihtiyaç duyması üzerine Selimiye Camisi’nin arkasındaki alanda Y.Mimar İhsan Kıyğı’nın hazırladığı plan doğrultusunda yeni bir müze binası yapılmıştır. Bu müze planı standart olup Anadolu’nun bir çok illerinde uygulanmıştır. Müzenin arkeoloji bölümünde Paleontolojik dönem fosillerinden başlayarak Edirne ve yakın çevresinde bulunan 3.zamanın sonlarına ait fil, gergedan, ve at türü hayvanların çene, omur gibi parçaları bulunmaktadır. Ayrıca 30.000.000 yıl öncesine ait Miyosen dönemin balık fosilleri, deniz hayvanları, bitkilerin fosilleri de onları tamamlamaktadır. Kalkolitik döneme tarihlenen ve Enez Hocaçeşme Höyüğünde bulunan Orta Neolitik, Erken Kalkolitik pişmiş toprak eserler müzede yer almaktadır. Ayrıca Edirne yöresinde çok bol olan Lalapaşa, Araplık dolmeni, Taşlicabayır Tümülüsü eserleri, M.Ö 1400-800 yıllarına tarihlenen Tunç ve Demir Çağ eserleri de arkeoloji bölümünün önemli eserleridir. Image Edirne Müzesinde l071-2005 yıllarına ait Enez kazısından çıkan buluntular, Klasik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemine tarihlenen keramik, cam, madeni, sikke gibi küçük buluntular, heykeller, torsolar, steller de müzenin başlıca eserleri arasındadır. Steller arasında Trakya bölgesinin yerli halkı olan Traklara ait mezar stelleri da bulunmaktadır. Bizans ve Osmanlı dönemine tarihlendirilen altın ve gümüş sikkelerden oluşan koleksiyonlar da müzede yer almaktadır. Müze bahçesinde Roma dönemine tarihlenen lahitler, dolmenler, menhirler ve çitten yapılmış iki Trak evi, Eroslu sunak, Bizans ve Roma dönemi sütunları, sütun başlıkları XV-XVIII yüzyıllara tarihlenen Osmanlı mezar taşları da ayrı bir bölüm halinde sergilenmektedir. Müzenin Etnografya bölümünde Selimiye Camisi’nin ziyarete açılışında mihraba konulan halı, Edirnekari ağaç işleri, Edirne Sünnet yatağı, Edirne gelin odası, Edirne evleri oturma odası ayrı bir bölüm halindedir. Ayrıca erkek ve kadın giysileri, oyalar, üç etekler, bohçalar, ve Edirne’ye özgü sabunlar burada sergilenmektedir. Edirne köy evlerinin mutfağı, ve çeşitli sanatlara ait tezgahlar da yine Etnografya bölümündedir. Atatürk’ün Edirne’yi ziyaretinde kullandığı eşyalar, haritası da burada bulunmaktadır. Selimiye Camisi yanı Tel: (0284) 225 11 20 Faks(0284) 225 57 48 Türk-İslam Eserleri Müzesi (Merkez) Image Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi’nin yönetiminde olan Türk-İslam Eserleri Müzesi Selimiye Camisi’nin Dar-ül Tedris (Dar-ül Kurr’a) Medresesinde bulunmaktadır. Medresenin 14 odası ile avlusunda Türk ve İslam dönemine ait eserler sergilenmektedir. Müzenin Pehlivanlar odasında Kırkpınar güreşlerinin ünlü baş pehlivanlarının fotoğrafları ile Kırkpınar ağası giysili, kısbetli mankenler bulunmaktadır. Tekke Eşyaları odasında dergahlardan toplanmış çeşitli eşyalar, Sultan II.Beyazıt külliyesinin kapıları, büyük ölçüde mumlar, el yazmaları, levhalar, alemler, zikir tespihleri, son şeyhülislamın giysisi, fildişi ve sedef kakmalı Kur’an mahfazaları ve Mevlevihane’ye ait eşyalar bulunmaktadır. Ayrıca işlemeler de onları tamamlamaktadır. Balkan Savaşı ile ilgili fotoğraflar, sancaklar, çeşitli çiniler, Çanakkale seramikleri, porselenler, Edirne Sarayında l973 yılında yapılan kazıda çıkarılan duvar çinileri, cam eşyalar, yemek kazanlar, çeşitli ölçü aletleri, fenerler, mangallar, zemzemlikler, sedef kakmalı koltuk takımları, çeşitli ağaç işi örnekleri müzedeki başlıca eselerdir. Selimiye Camisi Dar ül tedris (Dar-ül Kurr’a) Medresesi Tel: (0284) 225 11 20 Lozan Anıtı ve Müzesi (Merkez) Image Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr.Osman İnci başkanlığındaki senatonun almış olduğu kararla yapılan Lozan Anıtı Karaağaç’ta eski Edirne tren istasyonu, bugünkü Rektörlük birasının bahçesinde bulunmaktadır. 19 Temmuz l998’de ziyarete açılan anıt Lozan’ın Edirne için önemini simgelemektedir. Anıt üç beton sütun ve ortasındaki bir genç kız figüründen oluşmaktadır. Sütunlardan uzun olana Anadolu’yu, kısa olanı Trakya’yı, en küçüğü de Karaağaç’ı simgelemektedir. Bunların arasındaki figür ise estetiği, zarafeti ve hukukun sembolüdür. Bir elinde tutmuş olduğu güvercin barış ve demokrasiyi, diğer elindeki belge de Lozan Antlaşmasını anlatmaktadır. Ayrıca bu sütunlar bir çemberle birleştirilerek birlik ve beraberlik sembolize edilmiştir. Lozan Anıtının yanındaki tek katlı yapı Lozan Müzesidir. Anıt ile beraber l998’de açılan Müzede Lozan Antlaşması ile ilgili belgelerin örnekleri, Atatürk ve İsmet İnönü ile ilgili fotoğraflar, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, diğer çeşitli tarih dergileri ve günün gazetelerinden alınmış konuyla ilgili yazıları içeren örnekler bulunmaktadır. Karaağaç Tel: (0284) 214 4210/l87 Sağlık Müzesi (Merkez) Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman İnci Başkanlığında, Üniversite Senatosunun almış olduğu kararla Sultan II.Bayezid’ın 1484-1488 yıllarında yaptırmış olduğu Sultan II.Bayezıd Külliyesinin Darüşşifası’nda 23 Nisan l997 yılında Sağlık Müzesi ziyarete açılmıştır. Trakya Üniversitesi ve Ruh Hastalarını Reaptasyon Derneği’nin katkıları ile Darüşşifa restore edilmiştir. Edirne'yi i ziyaret eden Evliya Çelebi buradan “Orada bir Darüşşifa vardır ki dil ile tarif ve kalemler ile yazılmaz” diye söz ederek şöyle devam etmiştir: ”Adı geçen bağın ortasında, göğe baş uzatmış bir kağir yüksek kubbedir ki güya aydınlık hamam camekanı gibi tepesi açıktır. Bu açık yerde altı adet ince mermer sütunlar üzerinde Kiyanıyan tacı gibi bir kubbecik vardır. San'atkar iş üstadı, bu küçük kubbenin ta tepesine halis altın ile yaldızlanmış bir çeşit demir mil üzerine bir bayrak yapmış, ne taraftan rüzgar eserse, o bayrak o tarafa döner. Garip görünüşlüdür. Ama aşağı büyük kubbe sekiz köşelidir. Bu kemerli kubbe içinde dahi sekiz kemer vardır. Her kemerin altında bir kış odası vardır. Bu odaların her birinde ikişer pencere vardır. Bir penceresi odanın dışında olan gülistanlı ağaçlığa bakar, diğeri de bu büyük kubbenin ortasındaki büyük havuz ve şadırvana bakar. Bu sekiz adet kış odalarının önünde , yine büyük kubbe içinde sekiz adet yazlık odalar vardır. Üç tarafları kafesli mermerler ile yapılmış bu büyük kubbe altındaki büyük havuzun çevresindeki sel sebillerden berrak su çağlayıp havuza girince , fıskiyelerden berrak su, kemerli kubbenin göbeğinde nihayet bulur. Böyle dikkat ve özenle yapılmış şifa yurdunun anlatılan odalarında çeşitli hastalıklara tutulmuş zengin ve fakir, ihtiyar ve genç doludur. Bazı odalarda ilkbaharda delilik mevsiminde Edirne'nin aşk denizi derinliğine düşmüş sevdalı aşıklar çoğalıp, hekimin emriyle bu tımarhaneye getirilerek altun ve gümüş yaldızlı zincirlerle kerevetlerine takılıp, her biri aslan yatağında yatar gibi kükreyip yatarlar... Kimisi havuz ve şadırvanlara bakıp kalender hülyası kabilinden sözler eder, nicesi dahi o kemerli kubbenin etrafında olan gülistan ve bağ ve bostan içindeki binlerce kuşların cıvıltılarını dinleyip, delilerin perdesiz ve ölçüsüz sesleriyle feryada başlarlar”. Evliya Çelebi, hastanenin musiki ile tedavi konusunu da şu şekilde anlatmıştır: “Merhum ve Mağfur Bayezid Veli Hazretleri Vakfiyesinde, hastalara deva, dertlere şifa, divanelerin ruhuna gıda ve defi seva olmak üzere 10 adet hanende ve sazende gulan (genç erkek) tayin etmiş ki, üçü hanende, biri neyzen, biri kemancı, biri musikarcı, biri santurcu, biri çengi, biri çeng santurcu, biri udçu olup, haftada 3 kez gelerek hastalara ve delilere musiki faslı ederler. Allah'ın emriyle , nicesi saz sesinden hoşlanır ve rahat ederler. Doğrusu musiki ilminde neva, rast, dügah, segah, çargah,suzinak makamları onlara mahsustur. Ama zengule makamı ile buselik makamında rast karar kılsa insana hayat verir. Bütün saz ve makamlarda ruha gıda vardır”. Edirne Sultan II.Beyazıd Külliyesinin Darüşşifası, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün l984’de yaptığı bir protokol ile Trakya Üniversitesine eğitim amaçlı olarak tahsis edilmiştir. Edirne Darüşşifası’nda musiki ile hasta tedavisi, hastanenin başta gelen özellikleri arasındaydı. Bu konuda inceleme yapan müzisyen hekimler Türk musikisindeki bazı makamların bazı hastalıkların tedavisinde özel bir iyileştirici etkisi olduğunu saptamışlardır. Tedavide musikinin yanı sıra su sesi ve güzel kokudan da yararlanılmıştır. Buradaki şadırvandan dökülen suların çıkardığı sesler hastayı huzura kavuşturmaktaydı. l876-l877 Osmanlı-Rus savaşında Edirne’nin işgali ile buradaki tıp eğitimi işlevini yitirmiş ve Darüşşifa içerisindeki hastalar İstanbul’a gönderilmiştir. Trakya Üniversitesi Sağlık Müzesi Avrupa Parlamentosunun 2004 yılı Avrupa Müzesi ödülünü kazanmıştır. 2004 yılında bu ödülü alabilmek için 48 ülkeden 60 müze değerlendirmeye katılmış, birincilik ödülü Trakya Üniversitesi Sağlık Müzesi’ne verilmiştir. Müzede Osmanlı İmparatorluğu’nun başlangıcından sonuna kadar sürdürdüğü sağlık hizmetleri en küçük ayrıntısına kadar çağına uygun dekorlarla, mankenler eşliğinde canlandırılmıştır. Müze üç bölümden oluşmaktadır. Müzenin birinci bölümünde poliklinik, özel diyet mutfağı, ve personel odaları bulunmaktadır. İkinci bölümde ilaç deposu ve hekimlere ait bölümlere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde hasta odaları aslına uygun biçimde canlandırılmıştır. Bu bölümde altı ve dört kişilik yatak odaları ve musiki bölümleri görülmektedir. Müzede Tıp tarihi ve Ontoloji ile ilgili düzenlemeler yapılmıştır. Şifalı Bitkiler, Eczacılık, XV.yüzyılda Osmanlılarda Cerrahi, Osmanlı’da Darüşşifalar, Bulaşıcı Hastalıklar, Hekimliğin Gelişim Tarihi, Mimar Sinan ve Eserleri, Türk Psikiyatri Tarihi Ord.Prof. Dr.A.Süheyl Ünver ile Tosyavizade Dr. Rıfat Osman’ın odaları müzenin başlıca bölümlerini oluşturmaktadır. Türkiye’de başka bir örneği olmayan müzede Osmanlı döneminin dekor ve kostümleri kullanılarak hekimbaşı, çömezleri (asistan), Osmanlıların ruh ve akıl hastaların musiki ile tedavi etmelerini, terapiyi gösteren hanendeleri, sazendelerinin ruh hastalarını tedavi edişleri mankenlerin eşliğinde sergilenmiştir. Müzenin sahne düzenlemeleri de İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından yapılmıştır Edirne Anıt ve Şehitlikleri Şükrü Paşa Anıtı (Merkez) Balkan Savaşı’nda Edirne’yi 5,5 ay savunan Şükrü Paşa Edirne’nin düşmesinden sonra Bulgaristan’a esir olarak ***ürülmüş, 6 ay sonra da özgürlüğüne kavuşmuştur. Şükrü Paşa İstanbul’da 1916 yılında ölmüş ve Merkez Efendi mezarlığına gömülmüştür. Ancak Edirneliler ve o zamanın tümen komutanı Kayhan Onur ailesinden Şükrü Paşa’nın mezarının Edirne’ye nakledilmesini istemiştir. Ailesinin olumlu yaklaşımı üzerine Şükrü Paşa’nın naşı Edirne’ye getirilerek Buçuktepe Tabyasının güney yamacına gömülmüştür. Mezarın bulunduğu yerde bir anıt mezar yapılmış ve bir de heykeli dikilmiştir. Anıt mezarın projesini Trakya Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Hulusi Güngör yapmıştır. Buçuktepe Tabyası 2000 yılında Genel Kurmay Başkanlığı tarafından müze olarak düzenlenerek ziyarete açılmıştır. Sabuncu Bağları Şehitliği (Merkez) Edirne Sabuncu Bağları Yıldız ve Kestanelik tabyalarının 1-5-2 km. doğusunda Sabuncu Bağları Şehitliği bulunmaktadır. Balkan Savaşı’nda Edirne savunmasında şehit düşen askerler 25 Mart 1913’te Sabuncu Bağlarına gömülmüşlerdir. Buradaki tabyalarda şehit düşenler için Cevizlik, Sabuncu ve Kestanelik şehitlikleri yapılmıştır. Bu şehitlikte 20.taburun şehit düşen askerleri gömülüdür. Mezartepe Şehitliği (Merkez) Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin bulunduğu yerdeki Mezartepe Şehitliğinin yeri bugün kaybolmuştur. Balkan Savaşı sırasında 24 Mart 1913 günü Bulgar saldırılarına karşı şehit olan askerler buraya gömülmüşlerdir. Beş Şehitler (Merkez) Edirne’ye 25 Temmuz 1920’de Yunan hücumu sırasında gerilla savaşını başlatan Türk köylülerinden yakalananlardan, Saraçhane Köprüsü başında kurşuna dizilmişlerdir. Bunlardan beşinin mezarı Yeni İmaret Mezarlığındadır. Edirne halkı bu şehitlerin anısına bir de ağıt yakmışlardır: Kırat kırat nazlı kırat Ahır Köyüne ***ür kırat Kıratımın beli ince Gitmem Ahır Köyüne gitmeyince Kıratıma binebilsem Ahır Köyüme gidebilsem Kıratımın beli ince Öldürmeyin tel gelmeyince Bu beş kişi kurşuna dizildikten sonra Atina’dan gelen bir telgraf, bunların kurşuna dizilmemelerini emrediyordu. Ancak bu telgraftan önce beş kişi Maslahat Deresi’nde kurşuna dizilmişti. Arnavutköy Şehitliği (Merkez) Edirne Ayvaz Baba Tabyası yakınında Hasanağa Köyü’nün batısında Arnavutköy Şehitliği bulunmaktadır. Burada Babadan oğla Anıtı ismi ile küçük bir anıt dikilmiştir. Balkan Savaşı’nda Edirne savunmasını yapanlar arasında bir de Miralay (Albay) bulunuyordu. Bu albay Kuştepe çevresinde yapılan savaşlarda şehit olmuştur. Savaştan sonra albayın oğlu tarafından anıt yaptırılmıştır. Beyaz mermerden bir kaide üzerinde yuvarlak, kurşunu andıran bir sütun bulunmaktadır. Üzerinde şu yazı bulunmaktadır: Topçu Miralay Mehmet İzzet (1315-4) 1912-1913 Balkan Harbinde 5 inci Bl.K. olarak Savaşan babasına Aynı yerde görev alan oğlu tarafından yaptırılmıştır. 30 temmuz 1967 Topçu Yarbay Muin Demirus. Geçkinli Şehit Anıtı (Süleoğlu) Edirne Süleoğlu yolunun çıkışında Yağlı Köyü yakınında Geçkinler Şehit Anıtı bulunmaktadır. Bir höyük üzerinde bulunan bu anıt bir duvarla çevrilmiştir. Giriş kapısının iki yanında sütunlar üzerinde top mermileri bulunmaktadır. Ayrıca yan ve arka duvarların köşe ve ortalarına da birbirlerine zincirlerle bağlı sütunlar yerleştirilmiştir. Anıt dikdörtgen mermer bir kaide üzerine, aşağıdan yukarıya doğru incelen düz bir sütun şeklindedir. Şehitliğin ön cephesine bir kitabe yerleştirilmiştir: “Sırbistan. Yunanistan. Bulgaristan ve Karadağ hükümetlerinin Devlet’i Osmaniye aleyhine müttefikan taaruzlarile vuku bulan harpte nizamiye 9. Alay, Sahra Topçu 3. Alayın 2. ve 3. Bataryaları 9 Teşrinievvel 1328 (22 Ekim 1912) tarihinde bu noktada Bulgarlara taaruz ettiler. Bu müsademe-i hunin yerinde şehid olan zabitan ve efrarın ecsad-ı paki burada meftundur. Din ve vatanın müdafileri olan bu Osmanlı efradının ruhları için Lillah-il Fatiha”. Anıtın diğer yüzlerinde de iki kitabe daha bulunmaktadır. Bu şehitlik Balkan Savaşı sırasında Bulgarlarla savaşan askerler için şehit bir subayın oğulları tarafından dikilmiştir. Anıt Balkan Savaşı’nın hemen bitiminde yapılmış 1935 yılında restore edilmiştir. Ardından Edirne Şehitleri ve Mezarlıkları Koruma Derneği bu anıtı bir kez daha onarmıştır. Süvari Yüzbaşısı Reşit Bey Şehitliği (Merkez) Edirne Kapıkule yolu üzerinde bulunan bu anıt, Süvari Yüzbaşısı Reşit Bey’e ait olup halk arasında İntikam Taşı olarak tanınmaktadır. Balkan Savaşları sırasında geri çekilen Bulgarları kovalayan öncü birliğin başında bulunan Süvari Yüzbaşısı Reşit Bey burada şehit düşmüştür. Reşit Bey’in cesedi Selimiye Camisi Hünkar Mezarlığına gömülmüş ve oraya bir lahit yapılmıştır. Süvari Yüzbaşısı Reşit Bey’in anıtı I.Dünya Savaşı’nda Bulgarlar tarafından yıkılmış, Cumhuriyet döneminde de, Şehitlikler-Mezarlıklar İmar ve Eski Eserleri Koruma Derneği tarafından aynı yere eskisinden biraz daha alçak olmak üzere yeni bir anıt yaptırılmıştır. Yassı Tepe Şehitliği (Merkez) Edirne Avaruz Köyü’nün 1-5 km. güneybatısında bulunan bu şehitliğin olduğu yerde iki mezar bulunmaktadır. Balkan Savaşı’nda Meriç ile Tunca arasındaki Sırp tümeni ile Bulgar alayına karşı Edirne Redif tümeni 5 ay süren bir savunma yapmıştır.Bu savaşta şehit olan askerler Yassı Tepe Şehitliğine gömülmüştür. İbrahim Akıncı Anıtı (Merkez) Edirne karaağaç yolundan sonra Pazarkule yolu üzerinde Arda Tabyasının olduğu yerdedir. Atatürk’ün Samsun’a çıkışından sonra kurulan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti hem Anadolu’da hem Trakya’da Yunanlılara karşı bir örgüt kurmuşlardır. Yunan kuvvetlerinin Edirne’yi almak üzere Karaağaç’a yürümeleri sırasında Türk kuvvetleri epey şehit vermiş, bunlardan biri de Edirne İslâm Cemaati Kâtibi Hakkı Efendi’nin oğlu Teğmen Reşit Bey’dir. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Kolordu Komutanı İbrahim Akıncı tarafından bu savaşın anısına anıt dikilmiştir. Dikdörtgen kaideli, aşağıdan yukarıya doğru daralan mermer bir anıttır. Hasköy Şehitliği Anıtı (Havsa) Edirne Kırklareli yolunda bu anıtı Trakya Genel Müfettişi Kâzım Dirik 1935 yılında yaptırmıştır. Balkan Savaşı sırasında Hasköy’de, Habiller bölgesinde yapılan savaşta şehit düşen askerler Hasköy Köyü’ne gömülmüşlerdir. Anıt üst üste oturtulmuş üç dikdörtgen kaide ve mermer bir sütundan ibarettir. Cevizler Şehitliği (Üç Şehitler Anıtı) (Merkez) Edirne-Lalapaşa yolunun güneyinde Cevizlik Tabyası’nın karşısında üç mezar ve bir de anıt bulunmaktadır. Bu yüzden de buraya Üç Şehitler Anıtı veya Cevizlik Şehitliği ismi verilmiştir. Dikdörtgen kaideli anıtın üzerinde dört mermer küre bulunmaktadır. Etrafı parmaklıklarla çevrilmiştir. Bu anıtın altında gömülü olan üç şehit, Bursa Çekirge Taburundan Küçük Döllük Köyü’ndeki camide tedavi edilirken taburun geri çekilmesi üzerine ancak buraya kadar gelebilmiş ve Bulgarlar tarafından anıtın bulunduğu yerde şehit edilmişlerdir. Küçük Döllük Şehitler Anıtı (Merkez) Edirne Lalapaşa yolunun solundaki Küçük Döllük Köyü’nde cami bitişiğindeki bir kuyu üzerine 1965 yılında Edirne Şehitlikleri ve Mezarlıklarını Koruma Derneği tarafından yaptırılmıştır. Anıt Balkan Savaşı sırasında Kayapa-Küçük Döllük yöresinde Bulgarlarla yapılan savaşta yaralanan ve camide tedavi edilen askerler, birliğin yaralılarını alamadan geri çekilmesi nedeni ile orada kalmışlardır. Köye giren Bulgarlar camide tedavi edilmekte olan 19 Türk askerini caminin yanındaki kuyuya atarak şehit etmişlerdir. Küçük Döllük Şehitler Anıtı bu şehitlerin anısına kuyunun üzerinde yapılmıştır. Anıtın ön yüzünde kitabesi bulunmaktadır: “1912-1328 yılı Teşrinievvel (Ekim) ayında Kayapa’da düşmanla çarpışırken ağır yaralı olup Küçük Döllük Camiine yatırılan ilk gazi ve şehit 19 er bu anıt altındaki kuyuya diri diri Bulgarlar tarafından atılarak şehit edildiler”. Kayapa Şehitliği (Merkez) Edirne Kayapa Köyü’nde köy mezarlığına giden yolun kenarında bulunmaktadır. Balkan Savaşı’nda buraya gömülmüş olan şehitlerin isimleri yazılı mezar taşları bulunuyorken, günümüzde bu mezar taşları kayıptır. Maraş Şehitliği (Merkez) Edirne Karaağaç’ta, Arda Kule’nin 150-200 m. kuzeydoğusunda tarlalar arasındadır. Balkan Savaşı’nda Edirne savunmasının batı cephesinde sol kanadı oluşturan Maraş Cephesi Meriç ile Arda nehirleri arasında bulunuyordu. Bu bölgeyi Bulgar ve Sırplara karşı Yarbay Celal Bey’in nişancı alayı ile Bursa ve Çekirge Redif taburları savunmuştur. Burada şehit düşen askerlerin anısına bir şehitlik yapılmış, ancak burada kaç şehit olduğu bilinmemektedir. Söğütlük Şehitliği (Merkez) Edirne Karaağaç yolu üzerinde Söğütlük Mevkiinde bulunan bu anıtın projesini Mimar Talat Bey ile bir Fransız mühendis 1915 yılında Evkaf-ı Hümayun Nezareti adına yapmışlardır. Anıt alçak bir duvarla çevrelenmiş olup, önünde bir bahçesi ve bir de çeşmesi bulunmaktadır. Burada Edirne’de ölen Vali Emin Akıncı, Türk-Bulgar hududunda görev yaparken Bulgarların sınıra yerleştirdikleri mayınların patlaması ile şehit düşen sivil ve askerlerin anısına yapılmıştır. Anıtın pembe mozaikten piramidal kare bir taban üzerine 1-5 m. yüksekliğinde kale burçlarını andıracak şekilde kesme taştan yapılmıştır. Burçların üzerinde beyaz mermer bir sütun, üzerinde de dört tarafında ay yıldız, en üstüne de dört küre yerleştirilmiştir. Anıt üzerinde şu kitabe bulunmaktadır: “Fatiha, Balkan Harbi müdafaasında şehit olan jandarmaların ruhuna 1913.” Sarayiçi Balkan Savaşı Şehitliği (Meçhul Asker Anıtı) (Merkez) Edirne Sarayiçi’nde Tunca Nehri’nin kıyısındadır. Bir tür Meçhul Asker Anıtı niteliğinde olan bu anıt, Balkan Savaşı sırasında Edirne savunmasında şehit düşenlerin anısına dikilmiştir. Edirne’nin 26 Mart 1913’te teslim oluşundan sonra Sarayiçi bir tutsak kampı durumuna getirilmiş ve burada 10.000 civarında asker soğuk, hastalık ve açlıktan ölmüştür. Bu anıtın dikilme amacı da bu olayla bağlantılıdır. Şehitlikte 12 blok üzerine 100 subay ve 400 erin ismi yazılıdır. Bunlar Genel Kurmay Başkanlığı'ndan sağlanan isimlerdir. Ancak diğer şehitlerin isimleri tam olarak tespit edilememiştir. Balkan Şehitliği 858 m2 genişliğinde bir alanı kaplamaktadır. Şehitlik 14 Ocak 1994'te törenle ziyarete açılmıştır. Şehitliğin projesi Y.Mimar Nejat Dinçel tarafından çizilmiş, Heykeltraş Prof.Tankut Öktem de Mehmetçik Heykeli'ni, Heykeltraş Metin Yurdanur da Balkan Savaşı rölyeflerini yapmıştır. Keşan Taburu Şehitliği (Merkez) Edirne Sabuncu Bağları sırtında Musabeyli Köyü yakınındadır. Burada 9-10 Şubat 1913 gecesi Türk askeri bir yarma harekatına girişmiş ve Bulgar siperlerine süngü hücumunda bulunmuştur. Bu hücum sırasında Musabeyli Köyü’nün güneyindeki tepeler Türk kuvvetlerinin eline geçmiştir. Bulgar komutanı İvanov Sırp tümeninden yardım istemiş, bunun üzerine gelen üstün güçlere karşı direnemeyen Türkler geri çekilmiş ve Keşan Taburunun bütün er ve subayları burada şehit olmuşlar, köyün yakınına da gömülmüşlerdir. Günümüzde bu şehitlikteki mezarların çoğu kayıptır. Hızırlık Tabya Şehitliği (Merkez) Edirne Yıldırım Mahallesi’nin batısındaki Hızır Tekke yakınındaki mezarlık Hızır Tabya Şehitliği olarak tanınmaktadır. Balkan Savaşı sırasında 26 Mart 1913’te bu tabyada şehit olan subay ve erler, köyün Hıdır Cami Mezarlığına gömülmüşlerdir. Asker Hastanesi Şehitliği (Merkez) Edirne’nin kuzeyinde Sarayakpınar yolunun sağında terk edilmiş bulunan asker hastanesinin 2-3 km. batısındadır. Hastane mezarlığının bir bölümü şehitlik olarak ayrılmıştır. Balkan ve Çanakkale savaşlarında bu hastaneye yatırılan yaralılardan ölenlerin gömüldüğü şehitliktir. Aynı yerin yanına Edirne’de askerlik görevini yaparken hastalanıp ölen askerler de gömülmüştür. Belediye tarafından satın alınan ve kiraya verilen şehitlik ve mezarlık ortadan kaldırılmıştır. Bu konuda yapılan şikayetler üzerine Edirne Vilayeti 1973-1974 yıllarında bu işlemi durdurmuştur. Ancak şehitlik ve mezarlıktan herhangi bir iz günümüze gelememiştir. Sırpsındığı Savaş Anıtı (Merkez) Edirne Sarayakpınar Köyü’nde 1363 yılında Hacı İlbeg komutasındaki Türk ordusunun kazandığı Sırpsındığı Savaşı’nın anısına 1990 yılında Edirne Valisi Ünal Erkan tarafından yaptırılmıştır. Anıt mermerden olup, yine mermerden sütunlardan oluşan parmaklıklarla çevrilmiştir. Kare mermer kaidenin üzerine düz ve kademeli beyaz mermerden bir taş oturtulmuş ve bunun üzerine de Sırpsındığı Savaşı’nın tarihi yazılmıştır. Anıtın yapımına Türkiye Şehitlikleri İmar Vakfı'nın yardımı ile 1990 yılında başlanmıştır. Sarayakpınar Köyü muhtarı köy arazisinden 560 m2.lik yeri bunun için ayırmıştır. Anıt üzerinde yabancı tarihçilerin, Mithat Cemal Kuntay'ın, Edirneli Ruhi'nin, Ali Yazıcıoğlu'nun yazılarından örnekler bulunmaktadır. Atatürk'ün "Türk evladı ecdadını tanıdıkça büyük işler yapabilmek için kendinde kuvvet bulacaktır" sözü de buraya eklenmiştir. Havsa Şehitliği (Havsa) Image Edirne Havsa ilçesinde Yunan askerleri tarafından şehit edilen üç kişinin mezarı Sokollu Mehmet Paşa Camisi’nin bahçesindedir. Bu mezarlık 1960-1966 yıllarında Havsa Kaymakamlığınca onarılmıştır. Edirne Tabyaları Image Edirne tabyaları Osmanlı-Rus ve Balkan Savaşları sırasında Edirne’nin savunulması amacıyla yapılmıştır. Edirne’nin 4-5 km. uzağında bulunan ve bugün büyük çoğunluğu tarlalar içerisinde kalmış olan bu tabyaların büyük çoğunluğu moloz ve kaba taştan, top mermilerine dayanacak şekilde yaklaşık bir metre kalınlığında yapılmıştır. Sultan II.Mahmud zamanında 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Edirne'nin savunması için alınan önlemlerin başında tabyaların yapılması gelmiştir. Bunun için de şehrin çevresindeki tepelerde tabyalar yapılmıştır. Edirne savunmasında göreve getirilen Halil Paşa, Vecihi Paşa ve İbrahim Paşa, Rus ordusunu durdurmak üzere bu tabyaların yapımını başlatmışlardır. Genelde bazıları topraktan, bazıları kâgir ve üzerleri dal veya kalaslarla örtülü bu tabyalar tamamlanamadan savaş başlamıştı. Savaşın sona ermesinden sonra tabyaların yapımına hız verilmiştir. İlk kez 1828’de yapılan bu tabyalar daha sonra Tahir Paşa yönetimindeki bir komisyon yeniden yaptırmış ve bazılarını da onarmıştır. 1903 yılında 30’dan fazla tabya bulunuyordu ve bunların Balkan Savaşı’nda büyük yararı olmuş, şehir 155 gün boyunca bu tabyalar yardımı ile korunmuştur. Bu tabyalardan Hıdırlık tabyasını Şükrü Paşa karargâh olarak kullanmış, Kıyık Tabyasını da Edirne kale komutanı İsmail Paşa karargâh olarak kullanmıştır. Bu tabyalar içerisinde en görkemlisi Hıdırlık Tabyasıdır. Kıyık Tabyası üzerine ordu kumandanı Muhtar Paşa bir de kitabe yerleştirmiştir: Bârek-Allah işbu istihkâm nev tarz-ı rasîn Kahr ve tedmîr adüvvü dânedir hassa hasîn Bâni-i fidyesidir sarh-ı muhkemin Mazhar-ı teyyid hak Abdülhamid Hân güzin İşbu şehrin sû-be-sû tahkimini azmeyledi Azm-i pâk cümlesinden de bu tesis metin Cilve-gâh olsun bu bir yâ-rabb şuâi nusrete Düşman kalsın top altında siyah rûz mühîn Lâ-cerem eyler bu istihkâma düşman serfürû Söyledi Muhtar tarihini zafergâh-ı mübin 1304 (1886). Image Bu tabyaların belli başlıları; Ayvazbaba, Kestanelik, Cevizlik, Yıldız Tabya, Muhitintepe Tabyası, Aynalı Tabya, Karagöz Tabya, Kartaltepe, Maraş, Karaağaç, Kazanova, Ayvazoğlu, Arnavutköy, Büyük Taş Tabya, Küçük Taş Tabya, Kemer, Aynalı, Toprak, Başhöyük, Doğancı, Eski, Topyolu, Kavkas, Yassı Tepe, Bağlarbaşı, Abdurrahman Ağa, Arda, Kıyık, Bosnaköy Tabyalarıdır. Şükrü Paşa’nın Balkan Savaşı sırasında beş ay açlık ve yoksulluk içerisinde savunduğu Hıdırlık Tabyası günümüzde Genel Kurmay Başkanlığı tarafından Balkan Savaşı Müzesi’ne dönüştürülmüştür. Burada bütün tabyalar onarılmış, Balkan Savaşı konu mankenleri, fotoğraflar, tabelalar, ses ve ışık düzeni ile ziyarete açılmıştır. Müzede savaş canlı şekilde ziyaretçilere yaşatılmaktadır. Edirne Mezarlıkları Edirne’nin eski mezarlıkları XX.yüzyılın başlarında bir çok şehirde olduğu gibi parsellenerek satılmış ve yerlerinde yeni yapılar yükselmiştir. Bu nedenle de Edirne’deki tarihi bir çok mezar taşı da yok olmuştur. Edirne’de mezarlar Türk sanat ve tarihini en güzel biçimi ile anlatan örneklerdendir. Edirne mezarlıklarının belli başlıları; İstanbul Yolu Mezarlığı, Uzun Kaldırım Mezarlığı, Tatarlar Mezarlığı (Zindan Mezarlığı), Buçuktepe Mezarlığı, Bademlik Mezarlığı, Tepe Mezarlığı, Seyit Celali Mezarlığı, Acıçeşme Mezarlığı’dır. Bunların dışında cami ve derg3ahların avlularında da önemli her biri ayrı birer tarihi belge niteliğinde olan mezar taşları bulunmaktadır. Bu tür mezarlıkların başında Sezai Dergâhı Mezarlığı, Saruca Paşa Camisi Haziresi, Gazi Mihal Camisi Mezarlığı, Kasımpaşa Camisi Haziresindeki Mezarlık gelmektedir. Bu mezarlıkların en önemlileri de İstanbul Yolu Mezarlığı, Uzun Kaldırım Mezarlığı, Saruca Paşa Mezarlığı, Gazi Mihal Mezarlığı, Sezai Dergâhı Mezarlığı ve Kasımpaşa Mezarlığı’dır. Çeşitli nedenlerle büyük bir kısmı ortadan kalkan Edirne mezarlıklarına ait tarihi değerdeki mezar taşlarından bazıları Edirne Müzesi’nin avlusunda bulunmaktadır. Bunların başında da Yeniçeri mezar taşları gelmektedir. Bu mezarlıklardaki mezar taşları tarihi şahsiyetler yönünden ve mezar taşlarının sanat tarihi yönünden iki ayrı gurupta toplanmaktadır. İstanbul Yolu Mezarlığı Edirne’nin en büyük mezarlığı idi. Edirne’yi İstanbul’a bağlayan yolun her iki yanında geniş bir alanı kaplıyordu. Ne yazık ki bugün bu mezarlığın büyük bir kısmı yapılanma nedeni ile yok olmuştur. Buradaki mezarlar XVI.-XIX.yüzyıl arasındaki tarihi kişilerine aitti. Bunların başında Ispartalı Kınalızâde Ali Efendi’nin mezarı (1572), Pertev Paşa’nın mezarı (1837), İbrail Muhafızı Yeğen Mahmut Paşa’nın mezarı (1796), Selanik Valisi Selim paşa’nın mezarı (1790), Muhzirzâde Muhammed Zihni Efendi’nin mezarıdır. İstanbul Yolu Mezarlığında bulunan ve bugün Edirne Müzesi’nde bulunan Yeniçeri mezar taşlarının benzerlerine İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ndeki birkaç örnekten başka yerde rastlanmamaktadır. Yeniçeri 18.bölüğün çorbacısı Süleyman Ağa’nın mezarı (1755), Gazi Mihal Bey’in oğlu Hızır Bey’in mezarı, Mahmut Bey’in oğlu Mehmet Bey’in mezarı (1608), Edirne Kadısı Kalyonizâde Mehmet Emin Efendi’nin oğlu Seyit Ahmet Dai Efendi’nin mezarı bunların başında gelmektedir. Edirne Kaleiçi’nde Saruca Paşa Mezarlığında Ahmet Zihni Efendi’nin, Budin Valisi İsmail Paşa’nın mezarı; Sezai Dergâhı Mezarlığında Kadri Paşa’nın mezarı bulunmaktadır. Edirne Uzun Kaldırım Mezarlığında da eski ve tarihi mezarlar bulunmaktadır. Viyana bozgunundan sonra Belgrat’ta idam edilen Merzifonlu Kara Mustafa paşa’nın kesik başı Saruca Paşa Camisi haziresinde gömülüdür. Budin kalesini savunan ancak bazı kişilerin hışmına uğrayan Melek İbrahim Paşa da 1685-1686 yılında idam edilmiş ve kesik başı Kara Mustafa Paşa’nın yanına gömülmüştür. Sadrazam Sürmeli Ali Paşa’nın 1694-1695 yılları arasında idam edilmesinden sonra Kasımpaşa Camisi haziresine gömülmüştür. Daha sonra bu mezar taşı Edirne Müzesi’ne ***ürülmüştür. Üç Şerefeli Cami’nin haziresinde de pek çok tarihi kişinin mezarı bulunmaktadır. Bunların başında Cizyedar Abdullah Paşa (1693-1694), Osman Paşa (1698-1699), Bozoklu Mustafa Paşa (1783-1784) ve Atıf Paşa’nın (1783-1784) mezarları bulunmaktadır. Enez’de Has Yunus Paşa’nın türbesinin çevresinde de Osmanlı dönemine ait mezar taşlarının bulunduğu bir mezarlık vardır. Enez çalışmaları sırasında İstanbul Üniversitesi bu mezarlığı düzenlemiştir Edirne Dolmen ve Menhirleri Dolmenler (Lalapaşa) Image Edirne Lalapaşa ilçe merkezinin hemen yanında bulunan, bir çoğu da köy yollarının kenarında dizili olan dolmenler 1960 yıllarında Ş.A.Kansu tarafından yeniden bulunmuştur. Ş:A.Kansu daha çok Lalapaşa ilçe sınırları içerisindeki dolmenleri tespit etmiş, çeşitli raporlar ile 19 dolmenin fotoğraf ve tanımlarını yayınlamıştır. Daha sonra Edirne Müzesince 5 tane daha dolmen tespit edilmiştir. Dolmenler, tarih öncesinde mezar olarak kullanılan iki tanesi dikili, üçüncüsü de bunların üzerine kapak gibi yatırılmış üç büyük taştan meydana gelmiş yapılardır. Trakya dolmenleri genelde ortak özelliklere sahiptirler. Dolmenler esas mezar ve giriş odaları ile bunları çevreleyen küçük bir tepeden oluşmuştur. Mezar odaları ile ön odaların yapımında boyutları 2-3 m.ye kadar olan iri taş bloklar kullanılmıştır. Esas mezar odasının dört yanı iri blokların dik olarak yerleştirilip, üzerinin de yine iri bir blok taş ile örtülmesi ile biçimlendirilmiştir. Yan taşlar, arkada küçük bir antre oluşturacak şekilde çıkıntı yapar. Odanın ön kısmındaki kenar taşına “Ruh deliği” olarak adlandırılan küçük bir delik açılmıştır. Genellikle iki tane olan giriş odaları da aynı yöntemle şekillendirilmiştir. Bazen bir ruh deliği ikinci odanın girişinde de bulunmaktadır. En öndeki giriş odası daha çok önü açık bir koridor niteliğindedir. Mezarı genellikle küçük ve alçak bir tepe çevreler. Doplmenlerden bazıları ikili, bazıları da dörtlü gruplar halindedir. Dolmenlerin yönleri kuzeybatıya doğrudur. 1990 yılında Prof.Dr.Mehmet Özdoğan başkanlığında bir ekip daha önceden bilinen 50 dolmenin dışında 24 tane daha dolmeni tespit ederek belgelemiştir. Trakya dolmenleri genel olarak Son Tunç Çağı-İlk Demir Çağı geçiş dönemine, MÖ.1400-900 yılları arasına tarihlendirilmektedir. Bazı görüşlere göre dolmenlerin üstünü kaplayan büyük taş üzerinde tören yapılmaktadır. Edirne Müzesi tarafından 1994 yılında Lalapaşa’da yapılan kazıda bir dolmenin içerisinde insan kemiklerine rastlanmıştır. Birden fazla kişiye ait kemikler, burasının bir aile mezarı olduğuna işaret etmektedir. Kemiklere iki odalı ve bir girişi olan dolmenin ortasındaki odada rastlanmıştır. Trakya dolmenlerinin bir devamı niteliğinde olan Yunanistan’da Batı Trakya’daki ve özellikle Bulgaristan’da Istranca, Sakar ve Rodop olmak üzere üç dolmen bölgesi olup, bu bölgede bilinen 750 kadar dolmen bulunmaktadır. Menhirler (Lalapaşa) ImageTarih öncesi dönemlerde 2-3 m. boyunda kabaca yontulmuş olarak toprağa gömülerek dikilen taşlardır. Bu taşların işlevi hala tam olarak bilinmemektedir. Büyük olasılıkla mezarların yerini belirtmek için kullanılmıştır. Bazılarının ise sınır taşı olarak kullanıldığı sanılmaktadır. Trakya bölgesi menhirler bakımından zengin bir bölgedir. Trakya’nın Türkiye sınırları içerisinde kalan bölümünde bu megalitik anıtlar hakkında yeterli sayılabilecek çalışmalar yapılmamıştır. Bölgede Kırıkköy, Lalapaşa ve Çömlekpınar Köyü çevresinde toplu olarak bulunurlar. Bölgenin genelinde tek tek dağılmış bir çok menhir bulunmaktadır.
 

Ziyaretçi Defteri

Son Yazılan Mesaj
MURAT YEZER - PEHLİV
Bağcılar'da yeni açılan Pehlivan Tava Ci
Ziyaretçi Defteri - Görüşleriniz bizim için değerlidir...

Üye Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Müzik Kutusu

Error:
Adobe Flash Player needed.

Atatürk Köşesi

Engel


SİTE TASARIM & PROGRAMLAMA - KDS | COMPETAN Bilgi Teknolojileri | Profesyonel Web Projeleri - Web Tasarım - Hosting - Alan Adı Tescili - Köy Dernek Sitesi - Köy Sitesi - Dernek Sitesi -  - Köy Dernek Web Sitesi - Köy Web Sitesi - Dernek Web Sitesi - Kişisel Web Sitesi - Şirket Web Sitesi - Kişisel Site - Şirket Sitesi - Şahıs Sitesi - Şahıs Web Sitesi